Batı dünyası renklidir, cazibesi ona
dayanır. Müziği çok renklidir (seslidir), resmi, heykeli gösterişlidir,
tiyatroları günbegün daha ihtişamlı daha gösterişli oyunlar oynar, sahne şovları
sergiler. En son sinema sanatı, bunda da aynı yolda ilerliyorlar. Bol denemeler
ile her bir tarz, kendine has hayran kitlesi yaratır. Ekol haline gelir,
zamanla da müşterileri olurlar. (Vampirler, kurt adamlar, hayaletler, rock’n roll vd.)
Bizde ise çok renklilik ve çok seslilik
makbûl değildir (ilk tahlilde). Rüyalar ve hayâller âlemi dışında yapay
renklere itibar yoktur. Sanki her biri esrarlı kafaların eseri, sanrılar
mesabesinde görülür. Sanat dallarımız sade, az renkli olduğu gibi,
zanaatkârlarımızın el emeği göz nuru işleri de aynı sadelikte, yalın haliyle
tezahür ederler. Hayat gibi, zorlamak yoktur, takdiri kabûl vardır. Bu da hakkı
olana rızayı getirir ve tecavüzleri, katliamları, kötü insan olmayı
engeller.
Hat gibi zirve sanatlar, sanattan
anlayan yürekleri hep etkiler. Bizde her öğreti sadeliğe, yalınlığa, göründüğün
gibi olmaya, olduğun gibi görünmeye götürür ve iyi insan olmayı dayatır, mecbur
kılar, Yoksa yalnızlığı göze almak zorunadır kişi.
İnsan öz değerinden kendi feragat
eder. Tercihi ile gözden gönülden düşer. Kendi müsaade eder kötülüğüne. Sebep ne olursa olsun sonucuna bakınca, her türlü kazanç, yitirilen onurun ne yerini tutar, ne
de geri getirir...
Malûm iman teslimiyetin, felsefe
şüphenin sanatıdır.
Düşman
tanımı / Dost tanımı…
Emperyalizm iki tür insan modeli
tanımlar, kendine dost, kendine düşman olanlar. (Ya bizimlesin, ya düşmansın / G. W. Bush)
Böylece iki rol modelini her dönemin
ihtiyacına göre (kendine yontarak elbet) tanımlar ve tekrar tekrar gündeme
sokar. Birinci model, yani ‘dost’ olanlar; Sömürülmeye müsait, hazır, itirazsız
müşterilerdir (bunlar iyi insanlar oluyor elbette).
İki, tüm bu adi ve bayağı oyunun
farkında olup, bundan sıkılan, sorgulayan diğerleri (bunlarda tehlikeli, tehdit unsuru, kötü insanlardır). Bu son tanım
satır’arası okumasıdır. Bunu tam tersi bir algı oyunu ile pazarlamak ise en
büyük marifetleridir.
Batı masal uydurur
Doğu ’yıllardır’ inanır!
Roma kiliselerinin övdüğü, dayattığı
ahlâk anlayışı, en büyük cinayetlerin, katliamların, ahlâksızlıkların sebebi
olmuştur. Yirminci yüzyılda bu vahşet iki Cihân harbi ile zirve yapmıştır ve
milyonların yok olmasıyla sonuçlanmıştır.
Ayrıca kiliseler dini yorumlardaki
isabetsizlikleri ile vicdanları bastırdıkları gibi, çelişen nice mesnetsiz,
dogmatik dayatmalarıyla da aklın ırzına geçmiştir. Sosyalizmin ve ateizm
akımının çıkışı da bu süreçlerin sonucudur.
Tüm bu deneyimlerine ve sebep oldukları
acılara rağmen içsel yüzleşme ve hesaplaşma ile tanış(a)mayan batı toplumları,
kadim geleneklere ve ahlâka ihanet edip yerine;
-
Uyuşturucu ve alkolik topluluklar
-
Fuhuş batağına saplanmış topluluklar
-
Katliamcı, tecavüzcü katiller topluluğu
-
Yalnızlar ve intihara meyilli insanlar
topluluğu
-
Amaçsız sürüler, zevksiz, sanatsız
kitleler yaratmıştır.
Bilimde sanayide başarıları, sanattaki
zengin göz kamaştıran çeşitlilikleri, birkaç yüzyıl başarı gibi algılansa da,
hikmette ve gerçek sanatta, ne bir Yûnus Emre ne de bir Mevlâna Celâleddin
çıkartamamışlardır. Soygun ve sömürü düzeninden kaynaklanan geçici
zenginlikleri tükenmeye başladı artık, bu sürecin sonunda kralın çıplak
olduğundan başka bir de “hırsız ve katil” olduğu da ayan beyan görülecektir.
Uzakdoğu dünyası ise abartmak bahasına
gerçeklerden uzaklaşacak kadar renklidir. Bu konuya da başka bir yazıda
bakmalı…
Selametle
efenim…
3 Mayıs 2014
neyzence@istanbul.com
Yorumlar
Yorum Gönder